“YA BARBARLIK YA SOSYALİZM” | MEHMET YAŞAR

Basında okuyoruz. Gelişmiş kapitalist ülkelerde intihar olayları hızla artıyor. Söylendiğine göre İngiltere ve İsveç başı çekiyor. İngiltere’de ‘’Yılda ortalama 4500’’ kişi intihar ediyormuş. ‘’Yalnızlık Bakanlığı”ndan sonra ‘’İntihar Bakanlığı’’ da kurulmuş.

İntihar edenleri bir doktor ya da psikolog gözüyle değerlendirmemiz elbette mümkün değil. Ama yine de söylecek sözümüz olmalı.

Sevgilisinden ayrılmış, geçim sıkıntısı çektiğinden, işsizlikten, yalnızlıktan vs. vs. intihar edenleri şahsım adına aklım yetti yeteli anlamış değilim. Anlamaktada zorlanıyorum.

Sevgilinden ayrıldıysan eğer yeni aşklara yelken aç, ya da aranı tekrar düzeltmeye çalış.

Geçim sıkıntısı çekiyorsan, işsizsen seni buna mahkum eden düzene ya da kaderine isyan et, mücadele et.

Yalnızlık çekiyorsan nedenini araştır. Ya kendini ya da bulunduğun çevreyi sorgula. Yeni bir çevre edin, gibi bir sürü şeyler söyleyebiliriz herhalde.

Hapishanede olsan, Ortaçağ işkencelerini bile aratan işkencelere rağmen seni onursuzlaştırmaya çalışanlara karşı sesini duyurmak uğruna ölüm orucuna yatsan; ya da meşale gibi yanıp geriden gelenlere yol aydınlatacak bir kıvılcım olsan; veya kanının son damlasına kadar teslim olmasan, göğsünü yoldaşına ya da sevdiklerine siper edinsen seni anlamak mümkündür.

Anlamak mümkün ama içselleştirmede zorlanıyoruz. Beynimiz zonkluyor ve hayıflanıyoruz:

“Neden daha iyi örgütlenemedik? Neden bu köhnemiş ve alçak düzeni bu zamana kadar tarumar edemedik? Neden halk demokrasisini kuramadık” diye. Aradan onlarca yıl geçse de, aramızdan bu şekilde ayrılan devrimcileri düşünürken yüreğimiz hala cız ediyor.

12 Ekim tarihli Mazlum Çetinkaya hocanın ‘’Biz neyiz’’* başlıklı sitem dolu yazısını okurken aklıma iki gün önce İngiltere’de ‘’İntihar Bakanlığı’’ kurulduğuna dair gazete manşetleri geldi. Ve böylesi bir giriş yaptım.

Ama asıl Mazlum Hocanın ‘’Şu lanet dünyanın lanet halinden bıktım’’ diyerek, ‘’Bu toprakların kimyasından kaynaklı bir şeyler var(…). Bu toprakların kimyası bozulmuş. Yahu, bunca yanlışın içinden bir doğru çıkmaz mı? Yurtta yaşayanı, yurdun sınırında bekleyen vizeli vizesizleri, yurdun dışına taşanları… Aman Allah’ım! Bir tek doğru çıkmaz mı?’’ diye sorduğu sorulara ‘’yurdun dışına taşanlar’’dan birisi olarak faydası olur babında yurtdışındaki durumu birazcık yansıtmaya çalışacağım.

Mazlum yoldaş diyor ki ‘’Ayağın kayıyor yere düşüyorsun, etrafındakiler elinden tutup kaldıracağına sana gülüyorlar”. 

Aynen burada da öyle Hocam.
Biz de burda ‘gülen’e senin gibi küfür ediyoruz. Ama burada içerden farklı olarak bir de üstelik ’’enayinin teki’’ lakabı yapıştırılıyor. Biz buna daha çok sinir oluyoruz. Onun için daha çok küfür ediyoruz.

Mazlum Hoca devamla ‘’Önceki gün meclisteydik, ne kadar puşt varsa (küçük bir kısmı dahil değil) hepsi orada, öğlen yemeklerinde üç çeşit menü ve artı tatlı, üstelik ana menü (…) kuzu pirzola vb. 8 TL. Yahu edep yok mu sizde, adam yok mu, çıkıp da simit yiyip kapıda iki laf edesiniz. Küçük bir azınlık dışında hepsi puşt ve yavşak. Net ve kesin olarak. Gerçekten “marxist” olmak isteyenler Karl Marx’ı okumak isteyenler, ben okudum, kitaplardan yıllarca anlamaya çalıştığımı bir kaç saatte bu mecliste kavradım. Bir okul gibi burası. Neden daha önce gitmemişim diye kızdım kendi kendime’’ diyor.

İlahi Hoca senin beş yüz küsurluk TBMM’nde gördüğün manzarayı biz koskoca Avrupa’da her gün görüyoruz.

Avrupa Birliği içinde olan gelişmişlik düzeyi orta ve alt seviyedeki ülkeleri saymıyorum. Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, İskandinav ülkeleri, İtalya gibi en gelişmiş ülkelerin üç yüz milyona yakın nüfusunun büyük çoğunluğu senin sözünü ettiğin standartlarda yaşıyor, küçük bir azınlık dışında. Onların da ne yazık ki açlığa, yoksulluğa, kendi ülkelerinin silah tüccarları tarafından kışkırtılan savaşlara, işgal ve toplu katliamlara karşı kılını kıpırdattığı yok.

İnan daha kötüsü ve düşündürücüsü de nedir Hocam biliyor musun?

Halkın iktidarları kurulmuşken, sosyalizmi ucundan yakalanmışken; SSCB, Çin Halk Cumhuriyeti, eski doğu bloku ülkeleri ne hale geldi; ne hale getirdiler o uçsuz bucaksız güzelim memleketleri.

Doku bozukluğu sadece ülkemizde değil sevgili Hocam. İçini karartmayasın sakın.

Tüm dünyanın çivisi çıkmış, dokusu bozulmuş. Puştluk, kahpelik her yerde. Her ülkenin kendine münhasır ‘’yavşakları’’ var.

Hani ‘’yıllarca anlamaya çalıştığım‘’ Karl Marx’ı ‘’bir kaç saatte bu mecliste kavradım. Bir okul gibi burası. ‘Neden daha önce gitmemişim’ diye kızdım kendi kendime’’ diyorsun ya;

TBMM’ni anaokulu sayarsak Avrupa Karl Marx’ın felsefesinin doktorasını yapmak için paha biçilmez bir yer hocam.

Bu anlamda senin makalen de vesile oldu. Kapitalizmin ana yurdu Avrupa’dan bazı gözlemlerimi emekcilerinozgurlugu.con okuyucuları ile paylaşmak istiyorum.

Hayvanlar alemi ile çekilen belgeselleri izlemeyenimiz yoktur. Ben Avrupa kapitalizmini daha çok aslanların avını yakalamalarına benzetirim.

Avını yakalar, boğazını dişlerinin arasına alır, nefessiz ve canı çıkana kadar sıkar. Öldükten sonra avını parçalar ve yerler. İşte Avrupa kapitalizmi de insanların boğazına dişini geçirmiş yavaşça sıkıyor ve avının ölmesini bekliyor.

Bizim gibi burjuva demokrasisini bile kuramamış bir çok Ortadoğu ve Afrika ülkerinde ise kapitalizm vahşi köpeklerin ve sırtlanların avlanmalarına benziyor.

Avlarını ilk önce öldürüp sonra yeme dertleri yok; onları canlı canlı parçalayarak yiyorlar.

Yani Avrupa kapitalizmi, insanları tıpkı kesilecek hayvanlara yaptığı gibi elektro şokla bayıltıyor ve sonra kesiyor. Öldüğünü hissettirmiyor. Dolayısı ile hiçleştiğinin de farkında değilsin.

Bizimkiler ise bıçağı göstere göstere, on kişi tepesine çöküp bağırta bağırta cart diye boğazlıyorlar.

Bıçağı gören büyük çoğunluk ta ne yazık ki korkunun esiri olup hiçleşiyor.

Kapitalist toplumun 500-600 yıllık tarihi boyunca onu reform yoluyla düzeltmeye çalışan binlerce akımlar, örgütler ortaya çıkmıştır. Kendilerini burjuva parlamentosunun ve yasalarının sınırına hapsedenlerin hepsi de hüsranla karşılaşmışlardır. Ekim devriminin 101. yıldönümünde yeni Ekim devrimlerini yaratmaktan başka yolumuz yoktur. Onun için sevgili Hocam, Rosa Luxemburg’un dediği gibi;

Ya barbarlık, ya sosyalizm!

Mehmet YAŞAR
14.10.2018

* http://www.emekcilerinozgurlugu.com/biz-neyiz-mazlum-cetinkaya/