Türkleştirmek-Hıristiyanlaştırmak! | Atilla Yüceak

Medeniyetlerin,
kültürlerin ve dinlerin temelinde varlık felsefesi ile ilgili temel kabuller,
inançlar yatar.

Temelde “varlık nedir” sorusuna verilen yanıt varlığın nasıl olduğu ve ne olacağı ile varlıkta bulunan bütün canlı ve cansız varlıklar ile ilgili ilişkiyi belirler.

Bu yanıtlar ile birey öncelikli olarak varlığın ne olduğunu açıkladığı gibi kendi kimliği ile ilgili bütün sorunları (nereden gelip nereye gideceğini),
ile varlıkta bulunan diğer bütün canlı ve cansız varlıklar,
nasıl bir ilişkiye gireceğini öğrenir.

Canlık varlıklar içinde;
öncelikle diğer insanlardan,
kendisi gibi varlığı açıklayan,
kendisi gibi inananlar “biz” kapsamı içinde yer alırken bu inanç dışındaki açıklamaları kullananlar “öteki” kapsamı içinde değerlendirilir.

Aynı şekilde her bireysel,
kültürel ve toplumsal kimlik “öteki” kapsamı içinde bulunan diğer insanlara nasıl davranacağını da beraberinde belirlemiş olur.
Örneğin;
İşçi ve emekçilerin ötekisine yaklaşımı ile Oligarşik burjuva sınıfının ”ötekisi” nene yaklaşımı ya da;
Hıristiyanların “ötekine” davranışı ile Müslümanların “ötekine” davranışı birbirinden tamamen farklıdır.

Aynı şekilde;
bir hayvanın ”ötekisine” yaklaşımı da bu şekilde ele alınmalıdır.
İnsanlar dışında kalan diğer canlı varlıklar olarak hayvanlara, çiçeklere,
böceklere,
kurda,
kuşa,
ağaçlara,
toprağa,
yapraklara da nasıl davranacağını yine aynı inanç ilkeleri belir.

Şüphesiz;
bütün bu yanıtlar aynı soruna verilen farklı yanıtlar olduğu için birbirlerine az veya çok benzerler,
birbirleri ile az veya çok örtüşebilirler.
Dolayısıyla her kültür diğer kültürün yanıtlarını okuyarak kendisini geliştirebilir.

Ancak kanımca;
bu yanıtlar mutlak yanıtlar değil,
yorum türünden yanıtlardır.
Hiç bir kültür diğer kültürün yorumlarını kendisine örnek olarak alamaz,
almamalıdır da.

Diyeceğim;
kapitalizmin egemenliği altında;
çağdaş kültürün,
felsefenin ve psikolojinin kitaplarını okuyarak ”müslüman” kültürünüzü ve kimliğinizi de geliştiremezsiniz,
ama yeniden kurabilirsiniz,
yani yeniden yer olan hiristiyanlığa dönebiliriz .

Önce,
Etnik-kültürel-dinsel temelde;
kendi varlık ve insan felsefemizi oluşturduktan sonra diğer kültüre ait kitaplar bizi geliştirirken,
kendi varlık ve insan felsefemizi oluşturmadan,
bilmeden diğer kültürün değişik kategorilerdeki yanıtlarını okursak onlara benzemeye başlamamız kaçınılmaz olur..
Ülkemiz özelinde;
Yıllarca;
bilinçli şekilde Kürd halkının üzerinde yürütülen asilime politikasının amacı tam da budur.
Örneğin günümüzdeki haliyle ”Türk ve hiristiyan” olmak
bu politika sonucun da kaçınılmaz sonudur.

Yerli aydınlar veya yabancı aydınlar tarafından yazılması,
Kürdçe ya da Türkçe yazılması önemli değildir.
Önemli olan varlık ve insan felsefesi ile ilgili okuduğumuz kitapların hangi varlık felsefesi anlayışına dayalı olarak yazılmış olduklarıdır.

Kapitalist düzene hizmet eden;
bu sömürü ve soykırım felsefesine dayalı yazılan Psikoloji eserleri;
İster Freud’un yazdığı olsun, ister aynı felsefeye dayalı yerli bir profesörün yazdığı insan psikolojisi hakkında kitap olsun,
kendi varlık felsefesi ile insan felsefesini bilmeyenler için sadece yabancılaştırma araçlarıdır.

Doksan yıl sonunda;
Çöken cumhuriyetin,
devlet hazinesi tamtakır hale gelmişken;
Özellikle kendi kimliğini ”İslam ve Türk” paydası altında tanımlayanlar,
özelikle;
Türklüğün ve İslam dininin sözde hizmetçileri,
şaklabanları,
gönüllüleri,
görevlileri olduğunu söyleyen Diyanet ve İlahiyat hocaları öncelikle;
”İslam”ın varlık felsefesi ile insan felsefi düşüncesini teorik ve davranışsal olarak ortaya konması zorunludur.

Aksi halde;
emperyalist sistemin ve yerli işbirlikçilerinin varlık felsefesine dayalı insan veya toplum hakkındaki şişirilmiş,
uydurma ve düzene hizmet eden kitapları halka zorla empoze edilerek,
okullarda,
imam hatiplerde
yüksek okullarda eğitim veya entelektüel etkinlik olarak okumak ya da okutmak;
ülkede yaşayan her kimlikten insan toplulukları için hainlik değilse aptallıktan başka bir şey değildir.

Atilla YÜCEAK