TANRI’NIN ELİ | TURAN ÇALIŞKAN

Kendisini bir tanrıdan daha üstün görürdü ki gerçekten de öyleydi. Çünkü ancak bir tanrı onun kadar etkili olabilirdi sahada. Belki de Tanrı’nın sahadaki gölgesiydi ve bu Tanrı tangodan inanılmaz derecede hoşnut duyuyordu.

Maradona gittiği her yerde büyük bir saygı görürdü, tıpkı bir kralın önünde eğilir gibi önünde eğilirdi, insanlar. O bir futbolcudan çok daha ötesiydi. Napolili bir taraftar onun için şunu demiştir: “İtalya’nın devleri (Juve, Milan, İnter, Roma) bizi adam yerine koymazlar, milli takım’a Güney’den oyuncu almazlar, bize karşı oynadıkları her maçın topu da yuvarlak değil dört köşedir. Bir köşesinde para, öbüründe mafya, üçüncü de şike, dördüncü köşede de başkanlarının ismi vardır. Niye tutalım Juventus’u? Hep ezildik, ezdiler bizi. Başımızı, ilk defa bizi şampiyon yapan Maradona ile kaldırdık gururla. 80 bin Napolili 1990 Dünya Kupası’nda boşuna mı bağırdık ‘Arjantin’ diye. Üstelik İtalya-Arjantin maçında.”

Ama daha bu maçtan 4 yıl önce Maradona bize başka bir şey öğretmişti. Kötülere karşı savaşmayı. Çünkü bazen bir gol tüm mazlumların sesi olur. Falkland Savaşı bitmiş, ama Arjantin ile İngiltere arasındaki soğuk savaş hala devam ediyordu. Savaşın kendisi 2 ay kadar sürmüştü ama izleri, acıları, geride bıraktıklarıyla Arjantin halkının hafızasında henüz çok tazeydi. 1986 yılı Dünya Kupası Arjantin halkı için eşsiz bir fırsattı belki de. Çeyrek finalde İngilizlerle eşleşmişlerdi. Heyecan ve öfke birbirini besledikçe aşılması güç surlara dönüşüyordu Arjantin. Soğuk savaşın izlerini sahada görmek mümkündü; her iki takım oyuncuları da tedirgindi. Birer askerden farkları yoktu. ‘’Ben El Diego’’ kitabında Maradona maçın öncesi için şunları söylemişti: ‘’Bu maç bizim için bir final gibiydi. Çünkü bir takıma karşı değil, bir ülkeye karşı kazanmış olacaktık. Maçtan önce futbolun Falkland Savaşı’yla ilgisi olmadığını söyleyip duruyorduk, ama orada birçok Arjantinli çocuk ölmüştü; onları kuş yavruları gibi öldürmüşlerdi. Bu bir rövanş olacaktı, sanki Malvinas’ın intikamını alacaktık. Yaptığımız röportajlarda hepimiz, ‘bunları birbirine karıştırmamak lazım; futbol ve politika ayrı şeylerdir filan diyorduk’ ama yalandı hepsi, düpedüz yalan! İşte bunun için, sanırım attığım gol, golden öte bir şeydi.’’

Maradona sahaya ölen çocukların intikamı için çıkıyordu ve her ne olursa olsun bu maçı kazanmalıydı. Tarihsel olarak kendini öyle konumlandırmıştı. Adına ‘’Tanrı’nın Eli’’ dediği o golü attığında stat yıkılıyordu. Bariz bir şekilde topu eliyle rakip takımın ağlarına yollamıştı Maradona. Yıllarca eleştirilmişti. Şöyle demişti daha sonra o gol için Maradona: “O sıralarda söyleyemediğimi şimdi söyleyebilirim artık. O dönemde golü ‘Tanrı’nın Eli’ diye açıklamıştım. Ne Tanrı’sı yahu, bildiğin Diego’nun eliydi ve sanki İngilizler’in arka ceplerinden cüzdanlarını yürütüyordu. Aynı İngilizler’in yüz yıllar boyunca dünyanın arka ceplerinden yürüttüklerinin yanında lafı mı olur elle atılan bir golün?”

Kötülüğü, sömürüyü kendine ödev ve görev bilmiş emperyalistlere karşı atılmıştı o gol. Evet tıpkı onların yaptığı gibi, tıpkı onların dünyanın arka bahçesine attığı goller gibi.

TURAN ÇALIŞKAN