Şeytan Rüzgarı ve Yıkılmaya Beş kala! | Atilla Yüceak

Çocukluğum, Çıldır kasabasında ve Kars’da; gençliğim, Ege ve Marmara bölgesi illerinde geçti.

Ve ben geleneksel Türkiye taşrasının nispeten az bozulmuş hallerini tatmış, yaşamış bahtiyar bir insanım.

Cezaevi öğrenciliğim döneminde ve sonrasında Osmanlı yüksek zümresinin son kalıntılarını okuyarak-araştırarak dahi olsa biraz tanıma fırsatı buldum.

İzmir İktisat Kongresinde;
Kapitalist ekonomik politika yürütüleceği ve adınında “cumhuriyet” olacağı ilan edilmesinden sonra  ne o geleneksel, -taşrada dahi olsa- ince feodal ruhu koruyabildik; ne de modern-çağdaş hayatın rafine tarzlarını edinebildik.

Ortalıkta anafor olup esen şey, gelenekselliğin (sınırları çizen inceliklerinden kurtulmuş) en kalın kafasızlıkları ile modernliğin ekonomik, siyasi ya da kültürel yozlaşmanın, kapitalizme ara elaman yetiştirme adına göçe zorlanan insanlar üzerindeki; kanırtıcılıklarının berbat bir fırtınası.

Özellikle de:
Ermeniler,
Aleviler,
Sosyalistler,
Genç devrimciler ve de Kürd’ler üzerinde…

Geçenlerde;
Yunanistan’ı vuran tropik fırtına hakkındaki açıklamalar çok öğreticiydi.

Başka meteorolojik afetlere bakarak bu tropik fırtına denen şey cephesel bir karakteri,
kestirilebilir bir yıkım güzergahı olmayan şeytan rüzgarı denebilecek çılgın bir fırtına türüymüş.

Ülkemizin dönüşümüne ne kadar benziyor !
Kuruluşundan beri bitmeyen kin ve nefret
90 yıldır dini kullanarak egemen olan bir zulümü yok saymanın üstüne; azgın bir kudret ihtirasının ayartamadığı kesim, ayaklar altına almadığı değer, el sürmediği bir mahremiyet kalmadı gibi…

Entellektül birikimi ve derinliği olmayan,
devşirme bilgiler ve arkadaki gizli akıl ile yönetim görüntüsü vermek aczi canlandırıyor olabilir ancak…

Bir zamanlar;
Oy kullanmaya dahi tenezzül etmeyen
sözde militarist ”Kemalist Cumhuriyet” dönemi otoritaryen devlet kanırtıcılıklarıyle ”orantısız mağduriyet”e uğramış halk katmanlarının bugünkü hali, Lale Devrini aratmayacak; mağduriyetlerini diline dolamış bir nobranlıkla sınır tanımaz bir servet, şehvet ve kudret ihtirası ile fırtına olup esiyor yoksul ve mazlum halklar için…

Deyin hele;
Bunun antisemitizmden beslenen, Siyonist tahrip siyasetinden ne farkı var?

”Eski acı zamanlar”a aynı hastalıklı atıflar, bir yerlerde yaşanmış derin travmaların öcünü nereye tırmansa dindiremeyen aynı doymak bilmez kin ve gözü karalık…

Düşünce bütünlüğü ve aklı dağılmış, az önce dediğini inkar eden, yok sayan; hiç kimseye ”kendinize gelin” denilemiyor.

Akıbeti hayrolmayacak bir kafasızlıkla gemi azıya almış çılgın Muaviye-Yezit torunları!..

Atilla YÜCEAK