HİÇ KİMSE KURTARICI BEKLEMESİN | HÜSEYİN ALATAŞ

Sistem köşeye sıkıştıkça daha çok saldırganlaşıyor. Şunlar şucuymuş, bunlar bucuymuş gibi ayrım da gözetmiyor. Kendisine biat edenler ve suya sabuna dokunmayanlar hariç herkese saldırıyor. Ülke yarı açık değil, kapalı cezaevine dönüşmüş durumda. Yer sıkıntısı ya da kitabına uyduramama nedeni ile cezaevlerine atamadıklarını müthiş bir korku atmosferi yaratmaya çalışarak pasifize edip baskı altında tutmaya çalışıyor. Erdoğan faşizmi 3. Havalanı işçilerine yapılan saldırı ile babasına rahmet okutan mezar soyguncusu (nebbaş) hikayesini akla getiriyor.

Babasına rahmet okutan nebbaş (mezar soyguncusu) hikayesini çok kişi bilir. Yine de bu hikayeyi bir kez daha anlatmakta fayda görüyorum.

Zamanında köyün birinde bir mezar soyguncusu varmış. Bu adam kendi köyü ve tüm çevre köylerde yeni ölen insanların mezarlarını açar, altın dişi olanların altın dişini söker, mezarı da açık bırakır gidermiş. Herkes bu adamın mezar hırsızı olduğunu bilirmiş ama, kanıt olamadığı için bir şey yapamazlarmış. Gün gelmiş bu mezar hırsızı adam ölmüş. Bütün köy halkı ve çevre köyler düğün bayram etmiş ve hiç kimse bu adamın cenazesine katılmamış.

Köyün imamı mecburiyetten yalvar yakar iki kişi ayarlamış bir de hırsızın oğlu ve kendisi alelacele namazı kıldırmış helallik bile almadan adamı defnetmiş. Adamın oğlu bu duruma çok içerlemiş. Ve kendi kendisine babasının cenazesine katılmayan köylüsüne babasına rahmet okutacağına dair intikam yemini etmiş.

Mezar hırsızı öldükten sonra köyün ilk cenazesi olmuş. Köylüler gönül rahatlığı içinde cenazeyi defnetmişler. Mezarın açılma tasası olmadan geceyi geçirmişler. Ama günün ilk ışıklarıyla şok olmuşlar. Mezar yine açılmış ölünün altın dişleri çalınmış. Üstelik kıçına da bir kazık yerleştirilmiş durumda.

Ve artık süreç böyle işliyor. Cenazelerin altın dişleri çalınmakla kalmıyor, bir de kazık belası başlıyor. Köylüler per perişan çaresiz bir şekilde bu yeni mezar hırsızı ve kazıkçısının; eski mezar hırsızı adamın oğlu olduğuna kanaat getiriyorlar.

Köy halkı bu durumu görüşmek amacıyla bir araya geliyor. Yapılan tüm konuşmalarda eski mezar hırsızından bahsederken ‘’Yahu rahmetli de hırsızdı ama en azından kazık olayı yoktu’’ gibilerinden yakınıyorlar.

Tabii hırsızın oğlu tüm bunları gizlice dinleyip ‘’Ben size babama rahmet okutacağıma yemin etmiştim; dediğimi yaptım” diye kendisiyle övünerek yaşamına ve hırsızlığına devam ediyor.

AKP -MHP ittifakı ve yerleştirmeye çalıştıkları geniş tabanlı sivil faşizm de geçmiş askeri ve sivil faşist diktatörlüklere rahmet okutmaya başladı. Durum vahim. Vahşet kelimesinin bile izah etmekte yetersiz kaldığı bir karanlığa doğru hızla yaklaşıyoruz.

Durum apaçık ortada. Lam cim etmeye gerek yok. Sosyalist ve yurtsever ulusal güçlerin bu gidişatı tersine çevirmekten başka çaresi yok.

Bu nasıl olur, hangi yol yöntem ve araçlar kullanılır, bunun adı demokratik güç birliği mi olur, halkların demokratik kongresi mi olur, emekçilerin özgürlük kongresi mi ya da cephesi mi olur bu aracın ne olacağı pratik mücadele içerisine girilmeden ortaya çıkmaz. Oluşturulan örgütler faşizme karşı ortak mücadele araçlarından başka bir şey değildir. Hiç kimse bu örgütleri ne tabulaştırmak ne de ‘’filanlar filankesler varsa ben olmam’’ deme lüksüne sahip olamaz. Kenarda köşede duramaz.

Kendisine komünistim, sosyalistim, devrimciyim, yurtseverim, ilericiyim, demokratım diyen kim varsa amasız ve fakatsız mücadeleye omuz vermeli ve çorbada tuzu olmalıdır. Hiç kimse kurtarıcı beklemesin.

Hüseyin ALATAŞ

19.09.2018