Gençlik ve Gelecek | Atilla Yüceak

Duyguları,
geleceği köreltilmiş bir nesil hazırlanıyor;
bilerek ve isteyerek düzenin işbirlikleri tarafından !..

Bilimden,
felsefeden,
sosyolojiden,
emek ve sermaye çelişkisinden uzak;
Yaşamın gerçekliklerinden habersiz,
duygusuz,
çıkarcı,
haksızlığa ve çıkarcılığa alıştırılmış,
kolay yoldan köşe dönmeci ve bencil bir nesil göz göre,
bağıra bağıra geliyor.

Dağda ve ovada öldürülen ülke gençliği için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar.
Sadece kendi acılarını ve yaralarını görüyorlar.
Kendilerinden başkası için;
Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.

Yanıbaşımızda ki savaşlar;
köle gibi satılan Ezidi, Kürd kadınlar,
Bodrumlarda kimyasal gaz ile boğulanlar,
bilerek yakılan katledilen ormanlar,
ağaç katliamları,
acı çeken çocuklar,
Emperyalist işgalciler eliyle ölen on binlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor…

Ya da;
Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç burkulmuyor ve acımıyor.

Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek.
Kadın-Erkek ilişkileri,
hoyratça kullanılan cinsellik,
aşırı doyumsuzlukla ilintili;
Uyuşturucu ve seks…
Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.

Üretim içinde yer almadıkları için;
ya emeğe saygıları yok,
ya da kendilerinin dışındaki emeği görmezden geliyorlar.
Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
Herkesi;
özellikle anne ve babaları kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.

İnsanlara verdikleri değer,
kendilerine verilen hizmet ederi kadar,
onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleri ile orantılı.

Varsa yoksa eğlenmek,
gününü gün etmek,
yiyip-içerek ve gezerek beleşten yaşamak.
Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

Değerler kadar erozyona uğratılmış ki;
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor,
Yaşanan tarihe ve bedel ödeyenlere karşı vefasızlar. Dedelerinin canları,
kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar.

Ülke;
onlar için son model bir araba,
bir cep telefonundan daha değersiz.

İnsanlığın geleceği açısından endişeleniyorum.
20 yıl sonra bu nesil,
evlenip çoluk-çocuğa karıştığında nasıl ana-baba olacak?

Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?

Anlamaya,
sorgulamaya çalışalım lütfen;
Evlerini nasıl idare edebilecek?
Ülkeyi nasıl yönetecek?
Vatanı nasıl savunup can verecek?

Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.
Benim ev dahil;
Altın kafeslerde,
el bebek-gül bebek çocuklar yetiştiriyoruz artık.
Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.
hep bir kanadı kırık,
bir gözü eksik,
bir ayağı topal çocuklar yaşamdan bihaber.

Açlık-yokluk nedir bilmiyorlar,
yedikleri önlerinde,
yemedikleri arkalarında,
acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.

Öyle ki;
yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar.
Hiç susuz kalmamışlar.
Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz.
Çocuk daha ”susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.

Çocuklar hiç üşümüyorlar.
Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz.
Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı,
hiç titremiyorlar.

Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz.
Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz.
Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.

Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar.
İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye.
Birazcık parkta koşsalar,
hasta olacak diye engel oluyoruz.
Onlar,
izin vermediğimiz için güçleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.

Yokluk nedir bilmiyorlar,
daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.

Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar.
Elleri yanmasın,
kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.

Çocuklar hissetmiyor yaşamı,
açlığı bilmediği için açlara acımıyor,
üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.

Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor,
haber kalabalığı olarak görüyor,
gülüp geçiyorlar.

Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir,
sürgün nedir anlamıyor,
savaşları, kurşunlanan ölen insanları umursamıyorlar.
Acımıyorlar…

Değerini bilmiyorlar ekmeğin,
işten atılmanın,
KHK’nın,
direnişin,
gözaltının,
siren seslerinin,
gaz-jop-TOMA’nın,
hücrenin,
falakanın,
parkanın,
elbisenin,
barışın,
huzurun,
şiirin,
sevginin,
sevgilinin,
ille de aşkın ve ana-babanın….

Sonun;
gençliğin kendi arzu ve isteğiyle bu yola düşmüş olması değildir.
Fen bilimleri okullarına 110 bin,
İmam hatiplere bir buçuk milyon bütçe ayıran devlet aklını sorgulamak,
kapitalist düzenin ara eleman yetiştirme dışında bir amacı olmadığını,
bilerek bu duygusuz genç nesli yarattığını görmek gerek…

Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize.

Bu sorunu toplum derinden hissetmeli.
Bu sorunun çözümü için;
siyasi partiler ve STK’lar ciddi çalıştaylar düzenlenmeli.
Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.

Siyasal mücadeleye eş değerde duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.
Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek.
Demedi demeyin…

Atilla YÜCEAK