Biz Neyiz? | Mazlum Çetinkaya

Biz Neyiz?

Gün iyi başlamadı, gel kalan yarısını kurtaralım bari dedim. Kafam keçeleşiyor, dur dedim, dur azıcık…

Dün 10 Ekim’di. Dün Ankara’ydı. Dün vicdanları kanadı insanların, sahte profilinde, devrimci ruhunda soytarı olanlar hariç değil, bu kan bugün durdu. Oysa gidenler hâlâ kanıyor belleğimde benim. O sabah mahalledeki fırıncının yüzüne haykırışım, sevdiğim dostlarımın ölümünü ailelerine haber verişim, dün gibi duruyor kendimi serdiğim şu lanet yeryüzünde hâlâ…

Şu lanet dünyanın lanet halinden bıktım.
Ne yapsam da, kötü başlıyor gün… ne yapsam kader gibi yakama yapışıyor, yaralayan ne varsa beni buluyor.

Bu toprakların kimyasından kaynaklı bir şeyler var. Bir bozukluk, evrenin ya da tanrının verdiği bir bozukluk… burada doğan, burada yeşeren kim varsa, ne varsa dertli, marazlı, mızmız, hain, çıkarcı önyargılı!

Bu yurt sıkıntılı, anladım da yurttan çıkanlar da sıkıntılı, yurttan sesler de. Politik sanılanı da sıkıntılı, dümdüz olanı da. Bu toprakların kimyası bozulmuş. Yahu bunca yanlışın içinden bir doğru çıkmaz mı? Yurtta yaşayanı, yurdun sınırında bekleyen vizeli vizesizleri, yurdun dışına taşanları… Aman Allah’ım! Bir tek doğru çıkmaz mı? Bir tek doğru…

Sabah uyandım, ilk defa “şükür” dedim. “Şükür”lük bir şeyim yok da, bu gün de olmadı, ancak bu gün güzel olur dedim, öyle sandım, sevdiklerime bir şey yazdım, onları aramaya yeltendim, çok geçmeden her şeyim alt üst. Bütün beni bulan cümleler dert dolu, intikam dolu. Ev sahibimden, merdiveni temizleyen “emekçi kadına” kadar…

KHK’larım var anladım da, bana kanun hükmünde karalamalar niye! Facebook’da kalpsizliğimizi hakaret algılayıp hakaret davası olanları anladık da, kalbi olanları bir davaya dönüştürenleri anlamadım! Tabi ki piyasada değil kalbimiz, bizim de kalbimiz kapalı, vizeli vizesiz her uğrayana.
Her şey bir yanlış algı ama benim algım niye bunca yanlışın ortasında ezilsin ki, diyorum da bazen hiç yazmak istemiyorum. Kapatıp her şeyi gitmek istiyorum bu lanet dünyadan…

Ayağın kayıyor yere düşüyorsun, etrafındakiler elinden tutup kaldıracağına sana gülüyorlar, delirmiş gibisin, kolun kırılmış, ayağın kırılmış, her yerin ağrıyor, istemeyerek küfrediyorsun, “gülenin anasını s.keyim” diyorsun Fetö’yle bağlantın var diyorlar, seni Fötü’cü ilan ediyorlar. Böyle aptal bir algı olamaz!

Günün yarısını kurtaralım dedim. Olmadı. Günün içine s.çtık yine. Yahu aklı başında adam yok mu bu memlekette. İnsan ömrü kaç asırdır. Çeyrek asır ömrümü verdiğim dava ve başındaki puşt değirmen taşı gibi dönüyor. Döneklik sıradan bir kavram!!! artık. Bu küçük şato sahiplerini ve başlarındakilerini artık defedelim diyorum, o da zor gibi!

Önceki gün meclisteydik, ne kadar puşt varsa (küçük bir kısmı dahil değil) hepsi orada, öğlen yemeklerinde üç çeşit menü ve artı tatlı, üstelik ana menü (meni değil!) kuzu pirzola vb. 8 TL. Yahu edep yok mu sizde adam yok mu, çıkıp da simit yiyip kapıda iki laf edesiniz. Küçük bir azınlık dışında hepsi puşt ve yavşak. Net ve kesin olarak. Gerçekten “marxist” olmak isteyenler Karl Marx’ı okumak isteyenler, ben okudum, kitaplardan yıllarca anlamaya çalıştığımı bir kaç saatte bu mecliste kavradım. Bir okul gibi burası. Neden daha önce gitmemişim diye kızdım kendi kendime.

Şimdi günü mahvedenlerin bunlarla ilgisi nedir diyeceksiniz? Bu üzerinden doğanlarda gerçekten sorun var. Seçilenler seçenlerin özetidir, ana düşüncesidir, ana fikridir seçilenler. Bu özet bu toprakların, içerde ve dışardaki özetidir, yurttan seslerin, yurttan dışların, yurttan kış’ların özeti…

Dünya farklı mı, değil. Yemeği görenin, parayı görenin, mevkii görenin g.tü kayıyor nere de olursa olsun. Kapitalizm her yerde evrene kötülük saçmış ve nüfus etmiş. Ama bizi de mahvetmiş her şeyiyle, hem de öyle böyle değil…

Mazlum ÇETİNKAYA

No Comments