Babalar İntihar Ederken | Arkadaş Canpolat

İnsan, ilkel insandan bugüne kadar hep yaşam mücadelesi vermiştir. İnsanın evrim süreciyle birlikte yaşam mücadelesinin biçimi sürekli olarak değişmiştir. Avcı toplayıcılık yapan ilkel insan hayvanları avlamış, bitki toplamış ve bunlarla beslenerek yaşamını devam ettirmiştir. Bunları yapan ilkel insan doğanın yırtıcılığına, kendi aklının ve gücünün zayıflığından dolayı bir araya gelme zorunluluğu yaşamış, kabileler, klanlar oluşturarak örgütlenmiştir.

Yırtıcı ve güçlü hayvanları avlamanın yolu gruplar halinde saldırarak etkisiz hale getirmekle mümkündü. Bunu yapan insan birlik oluyor, dayanışıyor, paylaşıyordu. İşte bu zorunluluk koşulları insanı bir araya getirmişti ve homo sapiense(modern insan) kadar birlik, dayanışma, paylaşma kültürü oluştu. Yani yaşamak birlik olmak, dayanışmak ve paylaşmak demekti. Fakat homo sapiensin yaşam mücadelesi sınıflı toplumların(kölece, feodal, kapitalist) oluşması ile birlikte farklı bir biçim aldı.

Yaşamaya denk düşen birlik, dayanışma ve paylaşmanın yerini sınıflı toplumla birlikte meta/madde/para (bu yazıda para olarak bahsedeceğim) almaya başladı. İnsanın biyolojik varlığını devam ettirebilmesi için zorunlu olan çiftleşme ve beslenme ihtiyacı, insanın evrimiyle birlikte ihtiyaçları gittikçe artmaya başladı. Günümüzde barınma, giyinme, gezme, duyguları yaşama vb. gibi maddi ve manevi şeyler insanın ihtiyacı haline geldi. Maddi ihtiyaçların karşılanması için para, hazırcılığa alışan insan için belli ölçüler de anlaşılır olsa da manevi ihtiyaçların karşılanması da parası olanlara münhasır olması kabul edilebilir değil. Cebinde parası olanın mutlu olduğu, parası olmayanın mutluluğu yaşayamaması tam da birliğin, dayanışmanın ve paylaşmanın yerini paranın almasıdır. Başka bir örnek verecek olursak parası olanın ev sahibi olup barınma ihtiyacını karşılıyor olmasıdır.

Dünyanın %70’i suyla kaplı, geri kalan %30’luk karasal alanının sadece %2’si insanlar tarafından kullanılmaktadır. Peki neden hala barınma sorunu yaşayan milyonlarca insan hala sokaklarda yaşamaktadır? Çünkü parası yoktur. Bu milyonlarca insanın parası olmadığı gibi geriye kalan milyarlarca insanda birlik, dayanışma ve paylaşma kültürü buhar olup yok olmak üzeredir.

İlkel insandan günümüz insanına kadar gelişmiş olan birlik, dayanışma ve paylaşma kültürünü büyük oranda yok eden kapitalizm yaşam hakkımızı böyle böyle elimizden alıyor. Yaşam alanlarımızı daraltan kapitalizm kendi varlığına tehdit olarak gördüğü işçi ve emekçi kitlelerde sınıfsal bilincin oluşmasını engellemek için işçi sınıfının var oluşuyla birlikte karşılıklı sınıfsal mücadele de elde ettiği deneyimlerden sistematik saldırı yöntemi belirleyerek bu “ayak takımı”nda gelişen birlik, dayanışma ve paylaşma kültürünü yok etmek üzere hareket ediyor. Bu saldırılarla birlikte işçi sınıfının yaşam hakkı elinden alınarak, biyolojik varlığı tehdit altında bırakılıyor.

Emekçi mahalleleri kentsel dönüşümle yok ediliyor. İşçilerin çalışma süreleri uzatılıyor, molaları kısaltılıyor. Çay ocaklarının, kıraathanelerin yerini lüks kafeler alıyor. Tarım ve hayvancılık da üretim yok edilerek köyler boşaltılıyor. Çünkü buralarda, o anlarda işçiler, köylüler bir arada daha fazla vakit geçiriyor, birbirlerini çok iyi tanıyor, derdine derman, sevincine ortak olmaya çalışıyor. Buralar bu insanların birlik olduğu, dayanıştığı, paylaştığı yaşam alanları. Yaşam alanlarımız elimizden alınırken beraberinde yaşam hakkımız tehdit altında bırakılıyor.

Bunlar olurken bireycileşiyoruz, kendi derdimize kendimiz derman olmaya çalışıyoruz. Ama nasıl? Tabi ki de parayla. Çünkü para yaşama denk düşer olmuş. Peki parası olmayanlar ne olacak? Bunun cevabını size bırakıyorum.

Şimdi size Kocaeli’ye bağlı Körfez ilçesinin Yukarı Hereke Mahallesini anlatayım. Manzarası çok güzeldir. Özellikle geceleri büyülenebilirsiniz. Bir taraftan ağustos böcekleri öter, diğer taraftan orman içinden esen yel okşayarak geçer gider. İzmit körfezini boylu boyunca görebilirsiniz. Başiskele, Gölcük, Karamürsel, Yalova ve hatta Bursa bile görünür. Ayın şavkı, şehrin ışıkları, gemilerin ışıkları birbirine karışır, çarşaf gibi denizin üstünde. Ahh, ne hoştur bir görseniz!

Peki “Yukarı Hereke’de İsmail Devrim diye biri lise çağındaki çocuğuna okul kıyafeti alamadığı için intihar etti, öldü” dese birisi ne düşünürdünüz?

İsmail Devrim 45 yaşında, 2 çocuğu olan, trafik kazası geçirdikten sonra işsiz kalan bir işçi. Bu insanın ölümü bizim sosyal ölümümüz. Bu ölü bizim ölümüz. Birlik, dayanışma, paylaşma işte böyle kefene konuluyor, Urfa’da kendini yakan gençle yanıyor, Taksim’de vince çıkan gençle intihar ediyor. İnsanın yaşamı cebindeki para kadar olduğu bu vahşi sistemin sonuçlarıdır bunlar.

İsmail Devrim’i yaşatabilirdik, yaşatamadık. Bu bizim utancımız olsun. Babalar intihar ederken yaşamı tehdit altında olan milyonların yaşam alanlarını genişletmek ve korumak aklı ve vicdanı özgür olanların sorumluluğudur. Kapitalizmin bu vahşiliğini biliyorsak yaşam hakkı için birlik, dayanışma ve paylaşma kültürünü diriltmekten başka bir seçenek yoktur.

Bir kez daha tekrarlamakta fayda var; para yaşama denk değildir. Yaşam birlik, dayanışma ve paylaşmaya denktir. Birlik, dayanışma ve paylaşma kültürünü dirilterek, yaşam alanlarını koruyup, genişletmek insanlığın biyolojik varlığını güvence altına alabilir.

Arkadaş CANPOLAT
22.09.2018