Alınak ve Canpolat Yalnız Değildir | Mazlum Çetinkaya

Emekçilerin Özgürlük Kongresi sözcüleri Mahmut Alınak ve Arkadaş Canpolat’ın 2 Eylül pazar günü Diyarbakır’dan Cizre’ye başlayacağı yürüyüşle ilgili karalamara ve hedef haline getirilme çabasına karşı şair, yazar ve KHK’li Direnişçi öğretmen Mazlum Çetinkaya dayanışma çağrısında bulundu.

 

Alınak ve Canpolat Yalnız Değildir

 

Son bir kaç gündür yayımladıkları açıklamayla Diyarbakır’dan Cizre’ye yürüyüş kararı alan EMK sözcüleri Mahmut Alınak ve Arkadaş Canpolat’a sosyal medya üzerinden saldırıp hakaret edenler Kürtlük adına “eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürüyorlar”. Bu durum yıllardır var ola gelen bir şey. Eskiden vatan adına Perinçekgiller yapardı bu işi…

 

Bu “Kürdistani” arkadaşların yazılarına, sosyal medya yorumlarına bakıyorum da tam bir vahşet kokusu ve ağızları baştan aşağı kin dolu. Küfür, hakaret, Cumartesi Annelerinden tutunda EMK’ya kadar. Neymiş efendim içinde “Kürt, Kürdistan” olmayan hiç bir söz burada konuşulamazmış. Ne hikmetse ağzından “Kürt, Kürdistan” sözünü eksik etmeyenlere de bu faşizm hiç dokunmuyor Diyarbakır’ın göbeğinde hem de, biraz garip bir durum değil mi?

 

Şunu iyi bilsinler bu saldırgan diller, bu arkadaşlarımız yalnız değillerdir. Bu sözlü saldırının sahiplerinden izin alıp yürüyecek değiliz. EMK kendi kararlarını kendisi emekçilerle birlikte alır. Buna saygısızlık etmek kimsenin haddi değildir. Bir kere EMK’nın bölgedeki siyasal yapı ve gruplarla veya şahıslarla hiç bir sorunu yoktur. Ama doğruyu söylemekten de kendini alıkoymayacaktır, EMK. Vahşete karşı duyarlılık geliştirme amacı olan bu yürüyüşteki talepler tüm emekçilerin talepleridir. Fındık tarlasında, pamukta, kayısı bahçelerinde yok pahasına sigortasız karın tokluğuna çalışan Kürt emekçilerinin de talebidir. Gebze’de aylardır direnen Flormar işçisinin de talebidir, KHK’lı direnişçilerin de talebidir.

 

Bu yürüyüşe sözde “Kürtlük” adına saldıranlar milliyetçi filan da değiller. Sadece kendilerini bu toprakların tek sahibi zannediyorlar, bu yönüyle bunların da Edirne’deki veya Trabzon’daki bir milliyetçiden farkları yoktur.

 

Oysa bu topraklar bu topraklarda yaşayanlarındır, en çok da bu vatanın sızısını, acısını, yoksulluğunu taşıyanlarındır bu vatan. Bazıları korkuyor; Kürt emekçilerinin uyanmasından korkuyorlar ama ecele çare yok. Tarih, sınıflar mücadelesindeki eceldir. Artık bizim sırtımızdan vatan cakası atamayacaksınız…

 

Emekçiler vatansızlar mi? Hayır, tabi ki. Ama biz vatanı sınıf çıkarlarımız ile ve kardeşlik, eşitlik, özgürlük temalarıyla savunuruz. Haa, sermaye de vatanı savunur! Ama vatan bayrağını milliyetçilik halkasıyla boynumuza takarak, sınır boylarındaki nöbeti de bize tutturarak savunur. Sermaye ile aramızdaki vatanseverlik farkı bu işte.

 

Yıllar önce Diyarbakır’da bir söyleşide “hendek politikalarını” eleştirmiştim. “Bu hendeklerin altında hepimiz kalacağız” dememe tepki duyulmuş olacak ki söyleşi sonrası iki sorumlu genç tarafından kibarca tehdit edilmiştim. O gençler bana, “hendek”lere bir Kürt iş adamının ismini vererek, “o da karşı çıkıyor” demişlerdi. Ben de, çaylarımızı da içerken, dedim ki “O iş adamı için, burada yaptırdığı daire fiyatlarının dört yüz bin liradan iki yüz bin liraya düşmesinden dolayı karşı çıkıyor, ben ise çocuklarımız ölmesin diye karşı çıkıyorum. Eğer bu iş adamının daire fiyatlarını hendekler altı yüz bin liraya çıkarsaydı, korkmayın oralara daha fazla hendek kazınsın diye iş makinaları alıp hediye ederdi, ‘daha fazla hendek daha fazla özgürlük’ derdi” dedim. O gençler oradaysalar, okurlarsa bu yazdıklarımı, iyi hatırlarlar.

 

Yani sermaye ile emekçilerin çıkarları, yolları, acıları, sevinçleri birbirinden apayrıdır. Bizler asla aynı sevincin tomurcukları değiliz. Bir diğer mevzu ise sermayedarlarla yani egemen güçlerle milliyetçilik ( ki milliyetçilerin çoğu yoksuldur) aynı yerden beslenir, aynı çeşmeden su içerler. Bayrak, vatan, millet gibi kavramlar sermaye güçlerinin süslü motifleridir. Bu söylediklerim daha çok devletleşmiş halklar içindi ama bizim Kürtler’e n’oluyor. Adamlara bakın, neymiş efendim içinde “Kürt, Kürdistan” olmayan bir açıklama yapanlar buradan yürüyemezmiş, burada işleri neymiş, Kürtlerin emekçi sorunu, yoksulluk sorunları yokmuş da bilmem ne… İşte milliyetçilik bazen kör bir bıçaktır. Hem kesmez hem de murdar eder. Bu söylemin sahibi olanlar her cümlenin içine, uysun ya da uymasın, “Kürt, Kürdistan” kavramlarını koyuyorlar ama ne hikmetse Diyarbakır’ın göbeğinde bu koca lafları edenlere rahmetli Apê Musa’ya verilen ıslık cezası kadar bir ceza bile verilmedi. Acaba bu faşist rejim Kürdistan sözcüğüne sıcak mı bakıyor! Ama bunu baştan aşağı biliyoruz, ayırıcı bir dili çoğu zaman egemenler dolaylı da olsa desteklerler. Yoksa demokrasiden başka bir şey demeyen Selahattin Demirtaş ve binlerce HDP’li neden içerde olsun ki. Çünkü rejim şunu görüyor, karşılığı olmayan söylem ne olursa olsun tehlikeli değildir şu aşamada. “Devrim” de desen “Kürdistan” da desen, adında Kürdistan olan bilmem ne partisi de olsan, tabelan orada asılı durur, dokunan da olmaz. Ama karşılığı olan talepler her zaman tehlikelidir. “Demokrasi” demeniz bile, maya tutukça rejimin düşmanı olur, saldırıya uğrarsınız.

 

Bizler EMK olarak halklarımızı önceliyoruz elbette, ancak başka başka halkların da acılarını kendi acımız bilip sarılıyoruz vatan dediğimiz şeye. Yoksa biri milliyetçilik adına Yunanistan’daki yangına “Oh oldu” der, öteki de Rize’deki sel felaketine “Oh oldu” der. Ve sonra bir dünya sessizlik doldurur içimizi. Burnumuzun dibinde devlet dersiyle yakılan Dersimdeki orman yangınlarına sus pus oluruz.

 

İşte EMK bütün bu milliyetçilik fişlerini çekecek, sol görünümlü olup demokrasi havarisi kesilenlerin ancak mevzu Kürtler olunca sessizliğe bürünenlerin de fişini çekecek. EMK emekçilerin yüreğindeki o tertemiz vicdanı alıp bu topraklara serpecek, kurumamak üzere, yeşermek adına…

 

Alınak ve Canpolat arkadaşlarımız yalnız değillerdir, bu böyle biline. EMK’nın karşılığı Cizre’de de var, Edirne’de de var. Sivil itaatsizliğimizle bu topraklarda boy vereceğiz. Ve diyorum ki, ey kendisine “Kürdüm” “Kürdistanlıyım” diyenler, partiler, kişiler, facebooktakiler 2 eylül Pazar günü gelin EMK sözcülerini hep birlikte alkışlarımızla uğurlayalım.

 

Uğurlayalım ki,
bu alkışlar, vicdanın, emeğin, merhametin, demokrasinin, adaletin, emekçi kardeşliğinin, özgürlüğün kalıcı sesi olsun… bu alkışlar herkese lazım, sınır boylarında yoksulluklarıyla ölene de, Kürt’e de, Türk’e de, dünyaya da…

 

Mazlum ÇETİNKAYA ( Şair, Yazar / KHK Direnişçisi Öğretmen)